DÜN televizyonda Başbakan’ı gördük. Bizlere yine çok kızmış. Ama -kendi ifadesiyle- hiç kusura bakmasın! Yolsuzluk, dolandırıcılık yapan -Almanya’daki Deniz Feneri derneği dahil- kendisine yakın görünenler de olsa, gerçeği yazacağız. Bizim işimiz bu!
Bunu da böyle bilsin!
Ama asıl dikkati çeken, bu yayınlar nedeniyle, "Benim adımı kullanarak birileri birtakım dolaplar çevirebilir. Hiçbirine müsamaha etmeyeceğim. Size de teşekkür ederim" demesi gerekirken küplere binip kontrolsüz Tayyip Erdoğan üslubuyla başkalarına hakaret etmesi.
Bundan anlaşılıyor ki Başbakan Erdoğan ya AKP’nin gücünden yararlanıp hırsızlık yapanlar yüzünden huzursuzdur yahut bunların yapılmasına değil yazılmasına kızmaktadır.
Oysa "yapanlara" kızarsa daha iyi eder.
Üstelik bunu göstermek için önünde yeni bir fırsat var:
Dünkü gazetelerde bildiriliyordu... Meğer Silivri’deki Şaban Dişli olayının daha beteri Gaziantep’te yaşanmış.
Biliyorsunuz Şaban Dişli olayında Mehmet Karasu adında bir genç, aslında "tarla" olan bir araziyi sahiplerinden satın aldıktan sonra, o yörenin "ticari alana açık bölge" olmasını sağlamış ve 3 milyon 400 bin YTL’ye aldığı arsayı, bu plan değişikliğini yaptırdıktan sonra 16 küsur milyon YTL’ye, TESCO KİPA isimli bir yabancı şirkete satmıştı.
Buradaki önemli nokta Belediye’nin "ayarlanması" ve "tarla"nın "ticari alan" haline dönüştürülmesidir. Bu "plan değişikliği" yapılınca gerisi kolaydır. Zaten Şaban Dişli gibi birinin nüfuzuna bu nedenle ihtiyaç duyulur.
Gaziantep’te Şehitkamil Belediyesi sınırları içindeki Güvenevler Mahallesi’nde, 120 dönüm büyüklüğünde araziyi Nuri Üysen adında AKP’li bir işadamı 14 milyon YTL karşılığında sahiplerinden satın almış. Aynı yeri sadece 3 gün sonra bir Lüksemburg firmasına tam 87 milyon 500 bin YTL karşılığında satmış. Ve üç günde 73 milyon 500 bin YTL’yi cebine atmış.
Bu mucize ticaretin sebebi, satıştan 1 ay sonra Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, o bölgeyi tarım alanı olmaktan çıkartıp ticari alan haline dönüştürünce anlaşılmış. Ama bu da kendiliğinden olmamış. Üysen, o yabancı firmanın vekili sıfatıyla Gaziantep Belediyesi’ne, "Arsanın 55 dönümlük kısmını belediyeye bağışlayalım siz de planda istediğimiz değişikliği yapın" diye başvurmuş. Onlar da kaz gelecek yerden tavuğu esirgememişler. Oysa daha önce aynı yer için yapılan aynı yöndeki talepleri belediye her defasında reddetmişmiş.
Al gülüm-ver gülüm’den sonra istenen yapılmış. Bu 55 dönümün yarısını yani 27.5 dönümünü de Büyükşehir Belediyesi, Şehitkamil Belediyesi’ne ayırmış. Ama Şehitkamil Belediyesi’nde bu işleme itiraz edilince konu idari yargıya gitmiş.
Görünene bakarsanız ortada "Sen rüşvet karşılığı bu kararı verdin" diyeceğiniz bir durum yok. Ama belediyenin bu işlemi düpedüz "rüşvet" karşılığı yaptığı da aşikár. Lakin Ceza Yasası, kurumların aldığı bu tür rüşveti suç saymıyor. AKP tipi yolsuzluk çarkı böyle dönüyor.
Saçı bitmedik yetim de ötede durumu seyrediyor.
Oktay EKŞİ/Hürriyet
Akp'ye bulgur ve kömür için oy verenler! İyi okuyun gelen yer,giden yer
Kurumsal rüşvet
7/9/2008 ·
Başbakan'dan önemli açıklamalar
6/9/2008 ·
AKP Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul'da partisinin Güngören ilçe kongresinde konuştu.
- Bu ülkeye gönül verenler olarak gençler olarak kadınlar olarak çocuklar olarak büyükler olarak sizlerin gayretinizde fedakârlığınızda azminizle iftihar ediyoruz. Siz bu ülkenin kara bahtını bir gül bahçesine çevirdiniz. Siz sönen umutları yeniden yeşerttiniz. Milyonların umutlarını tazelediniz. Bu ülke sizlerin sayesinde karanlık tünelleri geride bıraktı.
- Sizin tutuşturduğunuz meşale ile bu ülkenin her köşesini aydınlatacağız. Allah gücümüze güç katsın. Yolunuzu bahtınızı daima açık eylesin..
(Sen Işığımızı Söndürmezsen Aydnlanacağız Zaten!)
- Yakın zaman önce yaşadığımız acı olay sadece Güngören’e değil bu ülkeye yapılan haince saldırının ardından, sizlerin umutlarınızı hiç eksilmediğini görmekten büyük bir mutluluk duyuyoruz.
- Milletimize yakışan budur. Güngören daha nice güzel günler görecektir ancak Güngören’e o acıyı yaşatanlar bunun utancıyla yaşayacaktır.
- Bize o büyük acıyı yaşayan teröristleri de bir kez daha lanetliyoruz.
- Masumiyete kastedenlerden tuzak kuranlardan daha zararlı kim olabilir ? Bugün burada Türkiye üstüne oyun oynayanlar, Türkiye’mizin üstünde kara bulutları dolaştırmak isteyenler ne kadar kirli tuzaklar tezgahlar içerisinde olduklarını işte bu hareketleriyle ortaya koymuşlardır.
- Millet olarak bu oyunları çok gördük. Bağlarımızı daha da sıkılaştırarak atlarıyoruz. Güngören halkının saldırının ardından gösterdiği metanet takdire şayandır. Ben bu duruşta bu aklıselim ile gurur duyuyorum.
- Hiç kimse bu milletin aydınlık yarınlarına yürüyüşünü durduramaz. Bu dünde böyleydi, bugünde böyle, yarınlarda da böyle olacak. Türkiye karanlıklara asla geri dönmeyecek.
(Sen ve Molla Partin Durdurdu zaten aydınlık yürüyüşümzü)
- Türkiye yaşadıkları zorluklar ne kadar büyük olursa olsun, bugün artık huzur ve istikrarından asla taviz vermiyor.
- Bu çapta değişim geçiren her ülkenin bazı uyum güçlükleriyle karşılaşması doğaldır.
- Bu değişim iradesi bir siyasi partinin ortaya koyduğu bir irade değil, doğrudan milletin iradesidir. Türkiye’nin her alanında gelişen, geleceğini planlayabilen bir ülke haline gelmesi milletimizin iradesidir.
- Esasen içinde bulunduğu topluma yabancı kalan anlayışların siyasette tutunması mümkün değildir.
- 3 Kasım 2002 tarihinin Türkiye fotoğrafı ile bugünün fotoğrafı arasındaki devasa farklar, AKP’nin kendisinden önceki yönetimlerden farkını da ortaya koymaktadır.
(Tabi büyük farklar var hergün en az 2 şehit,terör büyükşehirlerde,Satılmadık yer kalmadı)
- Geçen süre içinde önemli imtihanlardan geçtik. Böyle zamanlarda halkımız gördü ki AKP ne Türkiye’nin istikrarından ne milletimizin beklentisinden zerre kadar taviz vermiyor. Bugün beni en çok mutlu eden şey, milletimiz ne yaşarsa yaşasın umutlarını kaybetmiyor oluşudur.
- Türkiye uzun yıllar bu sağlam zemini yaşayamadı. Biz yola çıktığımız ilk gün, bu ülkenin en acil ihtiyacının istikrar olduğunu güven olduğunu söyledik.
- Bu cefakar millet yıllar yılı bu ağır krizlerin faturasını ödemek için çalışıp çabaladı. Zenginle fakir arasında denge bir türlü kurulamadı. Bu ülkenin köyleri yol beklerken içme suyu beklerken okul beklerken ilçeleri şehirleri hastane beklerken, devletin parası hırsıza arsıza peşkeş çekildi.
(milletin parası bu kez size peşkeş çekiyor)
- Çalışan kesimlerinin kronik problemlerine el atan olmadı. Sonunda ülke iflasın eşiğine geldi. Bu ülke hiç hak etmediği felaketlere sürüklendi. İşte bu durumda millet iradesi duruma el koydu. Sorumsuz çapsız yönetimlere dur dedi. İşte AKP burada doğdu.
- Bugün milletçe biliyoruz ki eğer birbirimize ve ülkemize inanırsak eğer gücümüzü enerjimizi ortak hedeflerde birleştirirsek eğer istikrarımızı koruyabilirsek Türkiye’nin o büyük şahlanışını kimse durduramaz.
(Sen çek git eminimki şaha kalkcaz)
- Bir ülke o büyük felaketlerin eşiğinden 6 yıldan kısa bir zaman içinde bugünlere geliyorsa, bundan sonra neler yapar bunu düşünün.
- Bu sinerji bizi kısa bir zaman içinde Avrupa’nın en büyük ekonomisi durumuna getirdi. Türkiye sadece sorunlarını çözmüyor, geleceğin yatırımlarını da yapıyor. Sadece üretmiyoruz, üretimlerimizi dünyaya satıyoruz. Sadece istikrar değil, onun sonucu olarak ortaya çıkan bu özgüvende çok önemli. Bu özgüven Türkiye’yi daha ileriye taşıyor.
- Türkiye’nin nereden nereye gedildiğini daha iyi anlayabilmemiz için
- 1923 yılında toplam ihracatı 51 milyon dolar.
- 1930’da 71 milyon dolar.
- 1940 yılında ihracatımız ancak 81 milyon dolara ulaşıyor.
- 1980 yılı ihracatımız 2 milyar 910 milyon dolar.
- 1990 ‘da 13 milyon dolar
- 2002 yılında ihracatımız 32 milyar dolar..
- Hepsini toplayın 79 senede ihracatımız 36 milyar dolara ulaşmış.
- 2002 yılı Kasım ayında iktidara geliyoruz. Kolları sıvadık ve 2007 yılı sonu itibarı ile ihracatımız tam 107 milyar dolar.
- Şimdi geçen ay sonu itibarı ile olan rakam 130 milyar dolar. 6 yılda gördüğünüz gibi 94 milyar dolar üzerine ilave etmişiz. 79 senede 36 milyar dolar, 6 yılda 94 milyar dolar. İşte AKP’nin farkı bu. Artış aynı hızla devam ediyor. Sadece ihracatta değil, üretimde rekabette artış devam ediyor. İşte Türkiye’nin geleceğinden bu kadar umutlu olmasının dayanağı bu. Bu kadar zorluklarla bu ekonomiyi buralara taşımışsak millet olarak neden daha iyi noktalara ulaşacağımıza inanmayalım ? Yeter ki inanalım. Birbirimize düşmeyelim. Birbirimizi sevelim, bunu başarırız.
(Heryeri satarsanız çok güzel ihracat olur)
- Onların Türkiye’si kabuslar ülkesiydi. Bu tabloyu anlamakta güçlük çekiyorlar. Bizim arkamızdan gelecekler. Çünkü bu istikamet Türkiye’nin değişmez istikametidir.
(İstikamet iran'a,arabistan'a istikamet ATATÜRK'Ü YIKMAYA!)
- Türkiye’nin büyük kazanımlarını iyi bilmemiz lazım. Rehavete kapılarak şunu unutmamamız şart. Bu ülke o krizlerden felaketlerden bugün uzaktır. Ama bugünün kazanımlarının kalıcı hale gelmesi daha da geliştirilmesi için daha çok işimiz bar. Bir kere bu ülkenin insanların refah seviyesini yükseltmeliyiz. Bugün gelinen seviye düne göre iyi de olsa yeterli değildir. Şehirlerimiz arasında kalkınma ve gelir farklarını asgari seviyeye indirmemiz lazım. Başta doğu illerimiz olmak üzere daha çok yatırım yapmamız lazım.
- Büyükşehirlerimizin büyüyen problemlerini çözmemiz lazım.
- Göreve geldiğimizde İstanbul’un en problemli bölgelerinden biriydi Güngören. Şimdi biliyorsunuz ki çok şey değişti. NE zaman yağmur yağsa Güngören’i su basılıyordu. Belediyemiz alt yapıyı tamamladı. Yağmur Güngören’e çile değil bereket getirecek.
- Güngören yapılan hemzemin kavşaklar sayesinde trafik sıkıntısı indirildi. Şu anda 1’i aktif olan 2 metro hattı da Güngören’den geçiyor. 100 bin Güngörenli metro ve tramvay hatlarına yürüme mesafesinde yaşıyor. Güngören’in çehresi her gün biraz daha gelişiyor değişiyor.
- Güngören’de sadece 3 sağlık ocağı vardı şimdi 11. bu sayı 14’e ulaşacak. Güngören’de 2004 yılında 27 olan okul sayısı bugün 32’ye yükseldi.
- Biz bütün illerimize ilçelerimize köylerimize en adil şekilde en yüksek standartlarda hizmetler verelim istiyoruz.
- Sizlere layık bir Güngören için çalışmaya heyecanla devam edeceğiz.
- Türkiye’yi mutlu yarınlarına taşımak için aynı azimle aynı kararlılıkla gayretlerimizi sürdüreceğiz.
Bütün bunlar devam ederken, son zamanlarda AKP’yi yaralayamayanlar AKP üzerinde yalan yanlış iftira kampanyalarıyla bir şeyler yapma çalışmalarına girdiler.
Bunu açıkça söylemek istiyorum. Doğan Medya Grubu yapıyor. Açıkça söylüyorum Aydın Doğan yapıyor.
Şimdi kimse bana beni hedef gösteriyorsunuz demesin. Siz AKP’yi hedef gösterirken oluyor da ben söylerken mi olmayacak?
Bir taraftan iyi niyet elçileri göndereceksin, ondan sonra her türlü iftiraları şahsıma aileme partime yapacaksın. Ondan sonra da Tayyip Erdoğan çok sinirli diyeceksin ve daha da ileri giderek şu anda ABD’deki başkanlık mücadelesinde bulunan McCain’in yardımcısının Erdoğan kullandığını söylüyorlar.
AKP alışılmış bundan önceki siyasi partilerden biri değil. Tayyip Erdoğan’da alışılmış başbakanlardan değil.
Onlar Aydın Doğan’la pazarlık yapmış olabilirler. Ama Tayyip Erdoğan ile masaya oturamadıkları için böyle çılgınlıklar yapıyor.
Bunların nedeni Hilton’dur. İstediği planları bana ve belediye başkanlarıma yaptıramadığı için bunları yapmaktadır. Bizzat bana bunu teklif etmiştir ve istediğini alamadığı içindir.
Bundan sonra artık saygılı götürelim gizli götürelim yok. her şeyi açık ve net millete duyuracağız.
(Sen önce gemicik ve 1 trilyonu duyur!)
Deniz Feneri Derneği olayında benim para aldığımı iddia ediyorlar.
Ben şimdi Aydın Doğan’a sesleniyorum. Eğer bunu ispat edemezseniz, ahlaki değerler noktasında nasibini almamış birisiniz.
Bunu hangi yüzle anlayışla söylüyorsun. Birileri bizim adımızı vererek bu tür şeyler yapabilirler. Ama sen nasıl bunu kullanırsın? Kusura bakma Aydın Doğan sen bütün çamurları kabullenebilirsin, ama biz kabullenemeyiz.
(Aydın doğan kadar olamazsın)
Diğer konu. Diyor ki efendim biz Alman makamlarına baskı yapmışız. Nitekim bugün Alman Savcı aynı gazetede, bize hiçbir Türk makamından baskı gelmedi zaten yapamaz diye açıklama yapamaz. Bunlar nasıl insan? Üstü şişhane altı kaval. Bunları anlamak mümkün değil.
Hürriyet
Parantez İçindekiler Benim Yorumumdur
Orhan Pamuk/Masumiyet Müzesi
4/9/2008 ·
Orhan Pamuk
İLETİŞİM YAYINLARI
“Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.” Nobel ödüllü büyük yazarımız Orhan Pamuk’un üzerinde altı yıldır çalıştığı harikulade aşk romanı bu sözlerle başlıyor... Masumiyet Müzesi’ni okurken yalnız aşk hakkında değil, evlilik, arkadaşlık, cinsellik, tutku, aile ve mutluluk hakkındaki bütün düşüncelerinizin derinden etkilendiğini ve kitabın rengârenk dünyasından hiç ayrılmak istemediğinizi göreceksiniz. 1975’te bir bahar günü başlayıp günümüze kadar gelen İstanbullu zengin çocuğu Kemal ile uzak ve yoksul akrabası Füsun’un hikâyesi; hızı, hareketi, olaylarının ve kahramanlarının zenginliği, mizah duygusu ve insan ruhunun derinliklerindeki fırtınaları hissettirme gücüyle, elinizden bırakamayacağınız ve yeniden okuyacağınız kitaplardan biri olacak. Ülkemizde ve dünyada milyonlarca okurun sevgi ve hayranlığını kazanmış olan, kitapları elli sekiz dile çevrilen ve her yeni romanı büyük bir merakla bütün dünyada beklenen Pamuk, okurlarına unutulmaz rüyalar gibi, akıllardan hiç çıkmayacak sarsıcı bir hikâye anlatıyor. “Pamuk, Doğu’nun da Batı’nın da sahiplenmekten şeref duyacağı temel ve kalıcı bir yazar…” New York Times
Kitapyurdu
Afiyet olsun
3/9/2008 ·
Oruç ayında televizyon kanallarını ve gazeteleri "ramazan bereketi" kaplamış durumda. "Nefsin terbiye edildiği" günün sonunda iştahla koşuşturulan sofralar ramazana damga vuruyor. Oruç, kapitalist piyasanın son kurbanı... “Ramazanınız afiyetle geçsin diye % 100 dana etinden en nefis lezzetleri sizler için hazırladık” Zaman gazetesinin arka sayfasında sayfanın dörtte üçünü kaplayan bir reklamın yazı başlığı büyüklüğünde harflerle yazan sloganı bu. Reklamın tamamı koca bir sucuk kangal ve dilimlenmiş pastırmadan oluşuyor. “% 100 DANA” damgası da boynuzlu bir öküz kellesi ile tamamlanmış halde sol köşeye yerleşmiş. Vardır bir hikmeti Kanal 7, ATV, Kanal D ve başka pek çok televizyon kanalı yukarda aktardığımız reklamın benzerlerini yoğun şekilde yayınlıyordu... Herhalde bir hikmeti vardı. Tadını çıkartın Bol davullu, beyaz bıyıklı dedeli, pamuk nineli, dumanı üstünde ramazan pideli bir kredi kartı reklamının sloganı buydu. “Duyduk, duymadık demeyin, sofranızı donatmak için Tansaş'a gelin” Yine ramazan davulları eşliğinde türlü nefasetin kamera önünden geçtiği bir başka reklam bunu haykırıyordu. Reklam sloganlarıyla kalsa iş yine iyi. “Ramazan'a özel Güveç'te SEK” Koç'un yoğurtçusu, ramazana özel ürün çıkartmışsa, herhalde birilerine danışmıştır diyorduk. “Olsa da yesek” diye de bağlanıyordu reklam. “Türkiye için iftar vakti, Sütaş için iftihar vakti” oluyorsa, herhalde Sütaş çalışanlarının gün boyunca oruç tutarak nefis tutmada bir “iftihar” hali tutturmaları ile ilgili değildi bu. Sütaş, ramazanda iftiharla sunuyordu. Yoğurdu, sütü, ayranı... Yeme de yanında yat. Üstelik bakarsanız “iftar vakti çorba vakti, çorba vakti Knorr vakti”ydi zaten. “Tel kadayıf, dondurma ile buluşmak” için ramazanı beklediğine göre muhakkak bizim hikmetine vasıl olamadığımız bir durum sözkonusuydu. Yeme ayı deği, yememe ayı Doğankent Müftüsü Recep Şahan'ın, “ramazanı festival ayına çevirenleri” kınayışı bizim aklımıza yatıyordu ve “anlamadığımız bir şey olmalı” düşüncesinden de müftü Şahan gibi kişiler sayesinde sıyrıldık. Şahan çok net konuşuyor: “Halbuki Ramazan yeme ayı değil, yememe ayıdır.” Gerçekten de bakıldığında islam metinlerinde ramazan ayı boyunca tutulan günlük oruçlardan değil, ramazan ayının kendisinin bir azla yetinme, nefsini terbiye etme ayı olduğundan söz ediliyor. Yani islama göre inananlar ramazan ayını genel bir azla yetinme ve şükredip, ibadet etme dönemi olarak yaşamalılar. Tüm medyayı kaplamış olan ramazan reklamlarında bir gariplik var ve bu konuya eğilmek gerekiyor. Hep siz mi yapacaksınız? Bir süredir solculara solculuk öğretmeye kalkmış gericilerimize küçük bir ramazan yazısıyla da olsa benzerine katlanma şansı tanıyalım dedik ve bu haberi hazırladık. İftarda buluşuruz İftar denildiğinde bir süredir herkesin aklına iftar çadırları ve AKP'nin seçim yatırımları geliyor. Öte yandan, bir de beş yıldızlı otellerde, lüks restoranlarda yenilen iftar yemekleri var. Sadece bunlar da değil, daha düşük bütçeli vatandaş için de “iftar yemeği” oruç açmanın ötesinde bir gastronomik anlam kazanmış durumda. Görüştüğümüz bir lokanta sahibi, özellikle 30 yaş altı bekar eğitimli bir kesimden “iyi müşterileri” olduğunu söylüyor. Bu kesimin iftar yemeklerine “ayrı bir damak zevki” olarak yaklaştığı da yaptığı gözlemler arasında. Gerçekten de belirli bir kesim için, ramazan gün boyunca süren açlığın sonunda ulaşılan bir büyük haz, bir yayından boşalma hali. İftar yemeğinin bu şekilde bir gastronomik keyif haline getirilmiş olmasının “oruçun” anlamıyla ne kadar uyumlu olduğu da elbette tartışmalı. Denemeye değer Gerçekten de islamcı basın olarak bilinen yayınlara bakıldığında bir vurgu farkı kolaylıkla gözleniyor. Milli Gazete'de “ramazan reklamı” hiç yer almazken, Zaman gazetesi “günün yemeği”, “bereket dolu”, “bir kere tadına varınca” gibi başlıkları olan gıda reklamlarına geniş yer veriyor. Dünyevi hazla manevi hazzın birleştiği bir başka reklam ise Yeni Şafak gazetesinin sayfalarını süslüyor: “İftarı, güneşin suda kayboluşunu izleyerek beklemek, iftardan sonra havuza girmek, ışıl ışıl kumsalda yürüyüş yapmak, çınarların altında sahura kadar sohbet etmek... Denemeye değer! Yalova Asude Tatil köyü” Sol
Bir haftadır görsel medyada “Ramazan lezzetleri”ni okudukça şaşırıyor ve “herhalde biz bu konulara fazla uzak olduğumuz için anlamıyoruz, vardır bir keramet” diye düşünüyorduk. Ramazan ve oruç, nefsin terbiye edilmesini anlatıyor olmalıydı, “ramazan lezzeti” başlıbaşına bir gariplikti ama olsun! Belki bizim anlamadığımız bilmediğimiz bir şeyler vardı. Belki gün boyunca oruç tutarak nefsini terbiye edenlerin iftar ile birlikte türlü nefaset ve lezzete kavuşmasında felsefi bir anlam da vardı.
Aksi halde durum vahimdi.
“Ramazan yılda bir kere gelir, World'le tadını çıkartın”
Neyse ki dini bütün din adamlarımız imdadımıza yetişti.
soL olarak itiraf etmemiz gereken bir şeyi de bu arada saklamadan söyleyelim. Aksiyon, Zaman gibi Fethullahçı yayınlarda ve Sabah, Bugün, Star gibi iktidar yanlısı muhafazakar basında her gün “sol dediğin şöyle olur”, “solculuk bu değildir”, “şu yapılmadan solcu olunmaz” gibi yazılar okuyup duruyoruz ve “müslümanlar ramazanı nasıl eda etmeli”, “bu oruç oruç değildir”, “gün boyu oruç tutup aç kaldıktan sonra iftarda mükellef sofralarda tıka basa yemek iyi bir müslümanın yapacağı şey değildir” gibi cümlelerle ahkam kesmek imkanı, bizde bir tür intikam duygusu yarattı.
Ramazan'ın bir oruç ayı gibi değil de bir “özel” tüketim mevsimi olarak yaşanmasının tek örneği reklamlar ve iftara hitaben paketlenmiş gıda ürünleri değil.
Ramazan ve oruçtaki bu dönüşümün “genel müslüman”ın hali olduğu ve özellikle siyasal islamın daha muhkim kalelerinde tablonun bu olmadığı düşünülebilir.
3/9/2008 ·
CNN Türk Deniz Bayramoğlu, Kadıköy Moda'da şahit olduğu "Ramazan'da bira saldırısı"nı canlı yayında anlattı.
Ramazan aylarında hat safhaya çıkan 'mahalle baskısı' bu kez yüzünü İstanbul'un en sakin semtlerinden Moda'da gösterdi. Gece yarısı sokakta bira içen 17-18 yaşlarında iki genç, üç kişinin saldırısına uğradı. Olaya şahit olan Deniz Bayramoğlu yaşadığı dehşeti, bu öğlen yayınlanan programında canlı yayında anlattı.
Gece yarısı bir kavgaya şahit olduğunu dile getiren Bayramoğlu yaşadığı olayı şöyle anlattı:
"25-30 yaşlarında 3 kişi, 17-18 yaşlarında iki çocuğa saldırıyordu. Önce bunun bir sıradan bir kavga olduğunu düşündüm. Ancak yaklaşınca döven kişilerin 'Ramazanda bira içmeye utanmıyor musunuz?' dediğini duydum. O sıra gürültüyü duyan çevre apartmandakiler balkondan polis çağırdıklarını söyleyince bu kez de onlara " Bira içmenin sonu budur" diyerek kaçmaya başladılar. Çocukların birinin durumu çok kötüydü, burnu kırılmıştı. Canlı yayında söylediğim gibi bunun organize bir olay olduğunu düşünmüyorum. Ayak takımından kişilerdi. Moda'da böyle bir şey yaşanmasından dolayı rahatsız olduğum için bunu canlı yayında iletmek istedim."
Hürriyet
Hürriyet.com.trdeki yusuf yılmaz adlı bağnazın yorumu
"ORUÇ tutmak her müslümana Farz,dır..
Oruç tutmuyorsanız tutanlara saygı göstermek zorundasınız eğer tutmayıp ta tutanlara saygınız yok ve içki içip,te karşılık veriyorsanız o zaman hakedersiniz.
Sayın yorumcu arkadaşlar Allah ile arana girmeyiz kesinlikle,bu senin sorunun al içkini otur bir yere adam gibi iç ama sokakta dolaşarak içersen buna kimse müsaade etmez onu bilesiniz..
Takva sahibi bir insan içki içeni dövmez ancak nasihat eder...saygılar..!"
1.Oruç sana göre farzdır ama başkasına göre oruç tutmamak farzdır
2."otur bir yere adam gibi iç ama sokakta dolaşarak içersen buna kimse müsaade etmez onu bilesiniz.." lafına itafen BURASI İRAN DEĞİL! SENDE ULEMA DEĞİLSİN ! İSTEYEN İSTEDİĞİ YERDE İÇER BUNADA SEN KARIŞAMAZSIN!
3.BU GENÇLERDE İNSAN SİZİN HOŞGÖRÜ DİNİNİZ BU MU? SİZ İNSANLARI RAMAZAN GİBİ GEREKSİZ BİR AYDA İÇKİ İÇİYORLAR DİYE DAYAK MI ATARSINIZ? HANİ DİNİNİZDE ZORLAMA YOKTU?
SON OLARAK AKP ÇOK GÜZEL DİNİ KULLANARAK İNSANLARI KAPIŞTIRIYOR BRAVO HADİ DURMAK YOK İNSANLARI SOYMAYA,DİN SÖMÜRÜSÜNE,YOLSUZLUĞA DEVAM! OYLARDA AKPYE!
Ç.Derya Hozantaş
Tabağa, bardağa bakmıyor ama lokantalar kapanıyor
2/9/2008 ·
Tabağa, bardağa bakmıyor ama lokantalar kapanıyor
GEÇEN yıl seçimlerden 4-5 ay önce Oktay Ekşi ile Ordu’ya gitmiştik.
Ordulu olan Oktay Ekşi’nin bir arkadaşı yemek verdi. Yemekte vali, belediye başkanı ve kentin bazı ileri gelenleri de vardı.
Deniz kıyısında bir restoranda verilen yemekte politika konuşulmadı. Konu Ordu ve sorunlarıydı.
Yemekte doğal olarak içki servisi de yapıldı.
Ordu’nun genç, başarılı valisi Said Vakkas Gözlügöl de bizimle birlikte bir kadeh beyaz şarap içti.
Yemekten sonra Oktay Ekşi ile aramızda şöyle bir konuşma geçtiğini anımsıyorum.
"Vali şarap içti diye bir kazaya uğramasa bari. Uğrarsa valiye de, Ordu’ya da yazık olur."
Korktuğumuz başımıza geldi.
Said Vakkas Gözlügöl AKP’li bazı milletvekillerinin hışmına uğrayarak 5-6 ay önce Ankara’ya, merkeze alındı.
Benim kanım büyük olasılıkla valinin ipi o gün, o yemekte çekildi.
Oktay Ekşi de aynı görüşteydi.
* * *
Bu olay, Moda İskelesi’ne konan içki yasağına semt sakinlerinin gösterdiği tepki gazetelerde haber olunca aklıma geldi.
AKP Türkiye’deki laik yaşam biçimini, İslami yaşam biçimine dönüştürme statejisini adım adım yürütüyor.
2000 yılında onarılan Moda İskelesi’nde içki servisi yapılıyordu.
Ancak bundan iki ay önce Büyükşehir Belediyesi işletmecinin sözleşmesini uzatmadı ve iskelenin işletme hakkını kendi şirketi Beltur’a verdi.
Bu operasyonun amacı burada içkiyi yasaklamaktı.
Nitekim öyle de oldu.
Pek çok yerde olduğu gibi bu da bir dayatmaydı.
Moda sakinleri bu dayatmaya karşı tepki koydular ve her cuma günü akşamı içkilerini alıp iskelenin önünde oturma eylemi yapmaya başladılar.
Geçtiğimiz hafta lokantaya girmek istediler ama içeri sokulmadılar.
Beltur yetkilileri hemen polis çağırarak önlem aldırdı.
Biraz itiş kakış oldu, ama hiçbir şey değişmedi.
Moda’daki cihat kazanılmıştı ve kale geri verilmeyecekti.
* * *
AKP’nin Türkiye genelinde fethettiği kaleler hızla çoğalıyor.
Anadolu kentlerinde içki servisi yapılabilen lokanta sayısı parmakla sayılacak kadar azaldı.
Bazı kentlerde sadece meslek odalarının lokalleri kaldı.
Büyük kentlerde ise kalelerin fethi, Anadolu’daki kadar pervasızca yapılamıyor.
Daha ince bir strateji gerektiriyor.
İstanbul’da belediyeye bağlı köşk ve kasırlarda içki servisi tamamen sona erdi.
Bunun dışında park ve bahçelerin içinde bulunan işletmeler de içki satılmamak koşuluyla kiraya veriliyor.
Ama Başbakan Erdoğan’a sorarsanız kendileri kimsenin tabağına, bardağına bakmaz.
Yani kimsenin yediğiyle içtiğiyle ilgilenmez.
Böyle diyor Başbakan, ama içkili yerlerin tek tek kapatılması için yürütülen salam politikası sürüyor.
Hani AKP insanların yaşamlarına karışmazdı.
Hani iktidarlarında dayatma, baskı söz konusu değildi.
Anayasa Mahkemesi’nin kararından ders almayan AKP’ye Atatürk’ün şu sözünü de anımsatmak istiyorum:
"Yaşamda ileriye doğru değil, geriye bakmak cehalet ve gafletinde bulunanlar, medeniyetin akıp giden selleri altında boğulmaya mahkûmdurlar."
Tufan Türenç/Hürriyet
RTE'nin Söyledikleri!
2/9/2008 ·
11.02.2006
Vatandaş: Anamızı ağlattınız be. Aşk olsun size aşk olsun. Tarım Bakanı Anayasa'yı ihlal ediyor. Yetmedi mi be? Hangi yüzle geldin buraya?
Başbakan: Bırakın yanıma gelsin. Derdini bana anlatsın.
Vatandaş: Geliyorum... Yetti artık ya! Öldük, bittik sayın başbakan... Devletimin Başbakanı...
Başbakan: Terbiyesizlik yapma!
Vatandaş: Terbiyesizlik yapmıyorum. Lütfen hakaret etmeyin.
Başbakan: Böyle bağırılmaz ki! Artistlik yapma!
Vatandaş: Artistlik yapmıyorum, sanatçı değilim ben.
Başbakan: Artistlik yapma! İyi bir sanatçısın. İyi bir sanatçısın terbiyesizlik yapma!
Vatandaş: Tarım bakanımızın anayasayı ihlal ettiğini biliyor musunuz?
Başbakan: Lan bana anayasayı öğretme! Terbiyesizlik yapma!
Vatandaş: Lan mı???
Başbakan: Evet
Vatandaş: Lan mı??? Canın sağ olsun...
Başbakan: Şu anda çiftçiye ne verildiğinin farkında mısın?
Vatandaş: Ne zaman?
Başbakan: Şimdi.
Vatandaş: Benim mahsulüm öldükten sonra mı? 2 senedir anamız ağladı. Suya muhtaç olduk...
Başbakan: Hadi ananı al git buradan.
Vatandaş: Lan diye hitap etme. Ayıp be.
04.09.2006 - Artık şehit cenazesi istemiyoruz diyen şehit ailesine şöyle dedi:
"Askerlik yan gelip yatma yeri değildir!"
05.09.2006
"Askerlik turistik bir yer değildir demek istemiştim... "
Eylül 2006 - Bahçeşehir Üniversitesi mezunu ve Amerika Birleşik Devletleri'nde Ohio Kent State Üniversitesi'nde master yapmış; PKK ile savaşırken şehit olan Asteğmen Zeki Burak Okay'ın "devlete hakkımı helal etmiyorum" diyen evlat acısı çeken annesine şöyle dedi:
"Bunları mı dinleyeceğim ben"
14.11.1994 - Hürriyet
"10 Kasım'da yaygara kopartıldı."
22.08.1995 - Suudi Arabistan'da kafaları kesilerek idam edilen Türk vatandaşlarıyla ilgili olarak:
"Suçu bile bile işliyorlar. Cezalarını çeksinler. İdam cezasına çarptırılanları kurtarmaya çalışanların asıl amacı İslâma küfretmektir" - Milliyet Gazetesi, 23 Ağustos 1995
06.03.1996 - Hürriyet
"Mayo reklâmı şehvet sömürüsüdür"
01.05.1996 - Hürriyet
"İçki yasaklansın."
16.10.2005 - Milliyet
"Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim."
2004
"Maaşım yetmediği için ticaret yapıyorum."
"Büyük Ortadoğu Projesi'nin eş başkanıyım... "
"Değiştim!" (Seçimler öncesi) 2006 senesi bir röpörtajı : "Asla değişmem!"
"Yapılabilecek tüm jestleri yaptık. Kopenhag kriterlerini yerine getirdik. Artık Avrupa'dan delikanlılık bekliyoruz. "
Birleşmiş Milletler tarafından El Kaide terör örgütünün finansörü olarak ilan edilen ve interpol tarafından aranılan Yasin El Kadı hakkında konuşurken:
"Hayırsever bir işadamıdır, kendisine kefilim."
1999 - Pınarhisar Cezaevi
"Başbakanlık koltuğuna oturmadan ölürsem gözüm arkada kalır. Allah nasip ederse bir nihai hedefim Çankaya Köşkü'ne çıkmaktır."
Aralık 2006 - Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve tüm muhalefet partilerinin erken seçim talebi üzerine:
"Bu nedir bu, hayatında iki koyun gütmemiş olanlar, artık diyorlar ki; erken seçim. Arkadaş, demokraside, bu iktidarın vereceği bir karardır. İktidarın böyle bir derdi yokken, size ne yahu!"
Ocak 2007 - Seçim hazırlığına giren AKP
"'Cumhuriyeti biz kurduk!" Sevsinler seni, nasıl da kuruyorsun! - ardından - CHP çok partili dönemde asla tek başına iktidar olmamıştır, asıl CHP iktidar olduğu zaman kadrolaşmasının en büyüğünü, en kaşarlısını yapmıştır!!!"
Berlin'de 800 bin Holdingzedenin 30 Milyar €'larını dolandıran islami Holdingler meselesini anlatan ve Holdingzedelerin artık intihar ettiklerini söyleyen ve bu dolandırıcılardan birisinin de başbakanın arkadaşı olan Halil Demirkaya olduğunu söyleyen Avrupa Türkleri Dayanışma Derneği Başkanı Muhammet Demirci' yi kasderek, mikrofonun açık olduğunu unutarak Ali Babacan'a dönerek söyledikleri.:
"Ali çağır şu sahtekârı derdi neymiş sor "
"Sen ne mutlu Türküm diyene dersen o da ne mutlu Kürdüm diyene der. "
16.05.2007 - IPI Dünya Kongresi
"İslam karşısında laik biri değilim."
08.01.1996 - Milliyet
"Ben meclis'in dua ile açılmasından yanayım."
21.11.1994 - Milliyet Gazetesi, 23 Ağustos 1995
"Elhamdülillah müslümanım diyenlerin, şeriatçıyım demesi de gerekir."
08.01.1995 - Hürriyet
"Ben İstanbul'un imamıyım."
09.05.1995 - Milliyet
"İmamlar da nikah kıysın."
05.02.1996 - Akit
"Cumhurbaşkanının imam hatipli olacağı günler yakındır."
Recep Tayyip Erdoğan'ın ART Televizyonunda yayımlanan konuşması:
"Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor diye. Yahu millet istedikten sonra laiklik tabii elden gidecek !"
Recep Tayyip Erdoğan'ın ART Televizyonunda yayımlanan konuşması:
"Hem laik, hem Müslüman olunmaz. Ya Müslüman olacaksın, ya laik. İkisi bir arada olunca ters mıknatıslanma yapar. Mümkün değil, ikisi bir arada olamaz."
Recep Tayyip Erdoğan'ın ART Televizyonunda yayımlanan konuşması:
"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir lafı koskoca bir yalan. Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır."
"İkinci Cumhuriyet Tartışmaları" kitabındaki söyleşisinden:
"Bize göre demokrasi amaç değil, ancak bir araçtır. Hangi sisteme gitmek istiyorsanız, bu düzenlerin seçiminde bir araçtır. Türkiye, kendisine din olarak Kemalizmi almış, başka hiçbir dine hayat hakkı tanımayarak kitlelere zorla dikte ettirmiştir. Oysa en üst belirleyici İslam'ın ilkeleridir. Her şey ona göre belirlenir."
14.01.2000 - Avustralya SBS Radyosu'na yaptığı konuşmadan:
"Sayın Öcalan düşüncelerinin değil, almış olduğu kellelerin hesabını veriyor."
10.04.1995 - Saygı duruşunda ayağa kalkmadığı için eleştirilmesi üzerine - Milliyet Gazetesi, 11 Nisan 1995:
"Saygı duruşu sap gibi durmaktır. Saygı duruşu yerine dua edilmeli. Sap gibi durmanın manasını anlayamıyorum"
Cumhurbaşkanı'nın 29 Ekim Cumhuriyet bayramı resepsiyonuna rektörleri çağırması nedeniyle - 2005
"Bayram değil seyran değil."
"Türkiye’nin yarınında artık Kemalizme ve Kemalizm benzeri rejimlere yer yoktur. Kemalizmin yeniden kendini üretmesi söz konusu değildir. Bizim için en üst belirleyici, İslam’ın ilkeleridir. Her şey ona göre belirlenir. Ben İslam’ın devlet planı içinde düşünüyorum. "
"Demokrasi bir tramvaydır, gideceğiniz yere kadar gider orada inersiniz. "
Orijinali İçin Tıkla
Tek kutuplu dünya bitmiştir
2/9/2008 ·

Rusya Devlet Başkanı Medvedev, ABD'ye açıkça meydan okudu ve "Saltanatın bitti" anlamını taşıyan "Tek kutuplu dünya düzeni sona erdi" dedi.
Rusya silah gücünü böyle göstermişti
Putin enerji kartını göstermişti
Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, tek kutuplu dünya düzeninin sona erdiğini, ABD’nin de bu gerçeği kabul etmesi gerektiğini savundu. Böylelikle, Sovyetler'in çöküşüyle başlayan devrin kapandığına işaret etti.
Rusya'nın eski Devlet Başkanı, şimdiki Başbakan Vladimir Putin'le başlayan süreçin tamamlandığını ve Rusya'nın yeniden bir kutup olduğunu açıklayan Medvedev'in sözleri, Washington ve Avrupa başkentlerinde şimdilik sessizlikle karşılandı.
Rusya’nın 5 maddelik dış politika ilkelerini özetleyen Medvedev, uluslararası hukuka saygılı olduklarını, dünyanın neresinde olursa olsun Rus vatandaşlarını korumaya kararlı olduklarını, saldırganlığa aynı şekilde yanıt vereceklerini söyledi. Medvedev’in ’ayrıcalıklı çıkar’ gözettikleri coğrafi bölgelerden taviz vermeyeceklerinden bahsetmesi özellikle Ukrayna ve Baltık ülkelerinde rahatsızlık yarattı.
Gemilerde belki silah vardı
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Andrei Nesterenko ise Gürcistan’a insani yardım getiren Amerikan gemilerine işaret ederek, "Belki de yardımların yanında silah da vardı" dedi. Öte yandan Gürcistan’a insani yardımı boşalttıktan sonra dün Ukrayna’nın Sivastopol Limanı’na gelen USS Dallas sahil güvenlik botu, burada Rusya yanlısı bir grup tarafından protesto edildi.
Hürriyet
Bravo İşte Budur Dünya ABD'nin Değil
« Önceki :: Sonraki »
Son Yazılarım
-
Kategori yok
Arkadaşlarım
Bağlantılarım
- Mustafa Kemal ATATÜRK
- Bülent Ecevit
- Şimdi CHP Zamanı
- Sürüden Ayrılma Zamanı
- İP
- Demokratik Sol Parti
- Uğur Mumcu
- Nazım Hikmet Şiirleri
- Vladimir İlyiç Lenin
- Ernesto Che Guevara
- Fidel Castro
- Mao Zedong
- Karl Marx
- Nikolay Çavuşesku
- Nelson Mandela
- Deniz Gezmiş
- Hüseyin İnan
- Yusuf Aslan
- Mahir Çayan
- Sibel Yalçın
- Doğu Perinçek
- İlhan Selçuk
- Kemal Alemdaroğlu
- Erdal Eren
- Pancho Villa
- Ulaş Bardakçı
- Oral Çalışlar
- İbrahim Kaypakkaya
- Pîr Sultan Abdal
- Şeyh Bedreddin
- Yılmaz Güney
- Mustafa Suphi
- Zülfü Livaneli
- Ufuk Uras
- Çetin Altan
- Hasan Hüseyin Korkmazgil
- Hrant Dink
- Cem Karaca
- TÜRK-İŞ
- DİSK
- Komünist Forum
- DEV-LİS
- CHP GENÇLİĞİ
- soL Haber Portalı - Güne soldan bakın
- Yurtsever Cephe İşçi Birliği
- Pablo Neruda Şiileri
Kanlı 1 Mayıs 1977Sivas Katliamı
Kızıldere Katliamıİnsan Hakları Evrensel Beyannamesi
Kadın Hakları
İşçi hakları
Ekim Devrimi




Türkiye'ye Karşı Tehdit AKP 1.Dosya