29/9/2008


Dağıtılan eşofmanlarda yeşil ay yıldız krizi

 Ramazan ÇETİN/DENİZLİ, (DHA)

DENİZLİ Valiliği ile Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'nün amatör spor kulüplerine dağıttığı eşofman takımlarının üzerindeki Türk Bayrağı'nda yeşil renkli ay yıldız bulunması tartışmalara neden oldu. Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu'na bağlı kulüplere ve okullara dağıtılan eşofmanlar üzerindeki yeşil ay yıldızın Bayrak Kanunu'na muhalefet olduğunu söyleyen Avukat Yıldırım Aycan, “Masumane bir hata olarak gösterilmeye çalışılan bu davranış, gerici bir zihniyetin ürünüdür. Bunu görmemek mümkün değildir. Savcıların doğrudan soruşturma başlatması gerekiyor” dedi.

17 Eylül’de Denizli Valisi Yavuz Erkmen'in de katıldığı törenle amatör spor kulüplerine toplam 151 bin YTL değerinde eşofman takımları dağıtıldı. Valiliğin törenle dağıttığı yeşil ay yıldızlı eşofmanların benzerleri, dün İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nde de teslim edildi. İl Milli Eğitim Müdürü Mahmut Oğuz tarafından 18 ilköğretim öğrencisine yeşil ay yıldızlı bayrakların kullanıldığı eşofman takımları dağıtıldı. Ancak, eşofmanların üzerinde bulunan Denizli Valiliği logosundaki Türk Bayrağı'nın beyaz renkli olması gereken ay yıldızının yeşil renkli olması tepki çekti. Avukat Yıldırım Aycan, dağıtılan eşofmanların üzerinde bulunan yeşil ay yıldızlı Türk Bayrağı'nın, açıkça Bayrak Kanunu'na muhalefet olduğunu söyleyerek şöyle konuştu:

“Türk Bayrağı'nın bu şekilde kullanılması suçtur. Eğer bu durum, bir hatadan ibaret değilse ve bunda bir kasıt aranacak olursa, bazıları bize masum hatalarla bazı ideolojik düşünceleri yüklemeye çalışıyor demektir. Türk Ulusu'nun hiçbir zaman yeşil ay ve yıldıza sahip bir bayrağı olmamıştır. Osmanlı Devleti'nde bile bu tip bir bayrak kullanılmamıştır. Her şeyin ötesinde yeşil renk, siyasal bir ideolojinin simgesidir. Bu, bayrağımıza ve ulusumuza karşı yapılmış ideolojik bir saldırıdır ve bunun arkasındaki oyunların ortaya çıkarılması gerekmektedir. Cumhuriyet savcıları doğrudan soruşturma başlatmalıdır.”

VALİ: KASIT OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUM

Vali Yavuz Erkmen ise olayı gazetecilerden öğrendiğini belirterek, “Bayrakla ilgili bu hatadan haberim yoktu. Eşofman takımlarını İl Özel İdaresi'ne yaptırdık. Tabii ki burada onları teslim alan arkadaşların dikkatsizliği söz konusu. Burada bir kasıt olduğunu düşünmüyorum. Arkadaşlara hemen talimat vereceğim, bu olayı araştırsınlar” dedi.

EŞOFMANLAR TOPLATILACAK

Denizli’de krize neden olan, Valilik ile Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nün amatör spor klüpleri ile okullara dağıttığı, üzerlerinde yeşil ay yıldız bulunan eşofmanların toplatılmasına karar verildi. Bayrak Kanunu'na muhalefet suçunun işlendiği iddialarına neden olan eşofmanların toplatılacağını duyuran Denizli Valisi Yavuz Erkmen, sorumlular hakkında idari soruşturma başlatılacağını belirterek, “Sadece ay yıldızda değil, Denizli Valisi yazısında da hata var. Denizli Valiliği yazısı beyaz olması gerekirken yeşil renkle yazılmış” dedi.

Milliyet

YÜREK İSTER YÜREK O AY-YILDIZ BAYRAĞI YEŞİLE PAKİSTANMI BURASI!

Bakın şu Ay-Yıldıza Bakınki belki görürsünüz binlerce kefensiz yatan şehitleri bu bayrak boya ile boyanmadı binlerce kefensiz yatan şehitlerin kanı ile boyandı sakın ama sakın bayrağımıza el uzatmayın yoksa boğarız sizi şehitlerimizin kanıyla!

 

Tuncay Özkan, Gürbüz Çapan ve Serdar Saçan'ın ilk ifadeleri...

Özkan, Çapan ve Saçan cezaevinde

Ergenekon soruşturmasının sekizinci dalgasında gözaltına alınan Adil Serdar Saçan, Gürbüz Çapan, Tuncay Özkan, Tanju Güvendiren, Emcet Olcaytu ve Hüseyin Nazlıkul “yasadışı Ergenekon terör örgütü üyesi olmak” ve “örgüt adına faaliyette bulunmak” suçlarından tutuklandı. Gözaltına alınan şüphelilerden Mesut Özcan ise serbest bırakıldı. Son tutuklamalarla Ergenekon davasında tutuklu sayısı 70’e ulaştı. Zanlılar Cuma gecesi getirildikleri adliyede Nöbetçi hakim tarafından sabaha kadar sorgulandı. Nöbetçi hakim, dün sabah 08.00’de 6 şüpheliyi yasadışı Ergenekon örgütü üyesi olmak ve örgüt adına faaliyette bulunmak suçları hakkında kuvvetli suç şüphesinin bulunması nedeniyle tutuklanmasına karar verdiğini açıkladı.

Tutuklanan Özkan, Çapan, Saçan, Olcaytu, Güvendiren ve Nazlıkul 09.00’da adliyeden Metris Cezaevi’ne götürüldü.

Altı kişinin daha sonra başka cezaevlerine nakillerinin yapılacağı öğrenildi. Adliye bahçesinde bekleyen bir grup, Gürbüz Çapan’ın, üzerinde “Yalnız değilsin” yazılı fotoğraflarını taşıyarak “Onurlu Başkan Gürbüz Çapan” ve “Hepimiz birer Gürbüz Çapan’ız” sloganları attı. Adliye bahçesinde bekleyen başka gruplar da çeşitli sloganlar atarak şüphelilere alkışlarla destekte bulundular.

Zanlıların Emniyet, savcılık ve mahkemedeki işlemleri yaklaşık 98 saat sürdü. İşlemleri daha uzun süren Tuncay Özkan ise diğer altı kişinin mahkeme sorgusu bitinceye kadar boş bir duruşma salonunda polis nezaretinde bekledi. Özkan’ın bekleme sırasında dinlendiği, zaman zaman da oturduğu sandalyede uyuduğu öğrenildi.

Tuncay Özkan ve diğer şüphelilere, adliyede bulundukları süre içerisinde avukatları tarafından ekmek arasında köfte ile pet bardak içinde ayran ikram edildiği, yine adliyenin çay ocağından tost ve yine pet bardak içinde çay ikram edildiği belirtildi. Şüphelilerin yemek sırasında herhangi bir metal çatal, bıçak ya da kaşık ile cam bardak kullanmalarına izin verilmedi.

‘Demokrasiyi savundum boynuma tabela astılar’

Gazetecİ Tuncay Özkan, mahkemedeki sorgusunda, terör örgütü suçlamasına isyan etti. Özkan şunları söyledi: Ben gazeteciyim, hayatımın son 25 yılını şu anda vekilim tarafından gösterilen bir çok kitabı da yayına hazırlayarak geçirdim. Kitaplar araştırmacı gazetecilik çalışmama dayalı olduğu için yüzlerce kişiyle görüşme yaptım. Hayatımın hiçbir döneminde terör örgütleriyle hiçbir ilişkim olmadı. Hukuksuzluğu hiçbir zaman desteklemedim. Şimdi böyle bir isnat altındayım.

Aleyhime delil olarak mahkemeye sunulan telefon görüşme tutanakları belli bir döneme ilişkindir. Gazetecilik hayatım boyunca tüm görüşmelerim kaydedilseydi bunlardan yüzlerce binlerce ortaya çıkardı. Özgürce düşüncelerini ifade eden birisiyim. Bunu demokratik bir hak olarak yasalara uygun şekilde dile getiriyorum. Bu şekilde baskı ve dinlemelerle benim gibi özgürce düşünen ve düşündüklerini dile getiren insanlar susturulursa o takdirde Türkiye çölleşir. Ben bu güne kadar çıktığım duruşmalarda sabıkasızım diye övündüm. Gazeteci ve yazarım dedim. Şu anda 50 saattir ayaktayım. Önüme tabela asılarak fotoğraflarım çekildi. Parmak izlerim alındı. Bu güne kadar teröre karşı bir kişi olmama rağmen terör örgütü ile özdeşleştirildim.

‘Aleyhimde tek bir delil yok’

EMEKLİ askeri hakim Tanju Güvendiren dosyadakilerin delil olmadığını öne sürdü: Sadece telefon kayıtlarından söz edilmektedir. Hiçbir demokraside böyle bir delil yöntemi yoktur. İddialar delilden yoksun ve dayanaksızdır. Sıkıyönetim mahkemelerinde ve DGM’lerde hakimlik yaptım. Son olarak siyasete atılarak askeri Yargıtay üyeliğinden emekli oldum. Ticaretle uğraşamaya başladım ve başarılı oldum. Yüksek kazanç sağladım. Hiçbir delile dayanmayan iddialar karşısında kendimi savunmama aczi içindeyim. Adımın bir harfinin bu örgütle anılmasını zül addediyorum.

‘Ergenekon üyesi değil mağduruyum’

GÜRBÜZ Çapan da sorgusunda iddiaları reddetti: 2001 yılında düzmece iddialarla yargılandım. Halen yargılanmam devam etmektedir. Benim o dönemde Ermenistan üzerinden nükleer kaçakçılık yaptığım, belediyede usulsüzlük yaptığım, büyük bir Ermeni asıllı olduğum iddialarında bulunuldu. Ben o tarihte nükleer madde kaçakçılığı iddiasının nereden çıktığını bilmiyordum. İşçi Partisi’nin bilgisayarlarından çıkmış, öyle bir şey varsa ben mağduru olmuşumdur. Böyle bir örgütün içerisine dahil edilmemin sebebi Cumhuriyet gazetesinin ekonomik sıkıntıya girdiği zaman kardeşim ile beraber gazetenin kurduğu bir finans şirketine ortak olduk. İddia edilen örgütün bu gazete çevresinde yapılandığı belirtildiğinden benim de bu örgüt içerisinde olduğum iddia edilmektedir.

Ben kabul etmiyorum.

‘Örgüt yapılanmasını en iyi bilen kişiyim’

Adil Serdar Saçan sorgusunda polis olduğunu hatırlattı: Ben hukukçu olarak meslek icra etmiyorum. Polis müdürüyüm. Organize suçlar ve terör suçlarında çalıştım. Organize Suçlar Şubesi’ni kuran ve 5 yıl yöneten benim. Örgüt yapılanmasını en iyi bilen kişiyim. Ayrıca kamu hukuku ile ilgili doktoram var. Örgütlü suçlarla ilgili kitaplar yazdım. İddia edilen örgüt ile ilgili ilk çalışmayı 2001 yılında DGM’den aldığı izinle başlattım. Ben Veli Küçük ve Sedat Peker yapılanmasında soruşturmayı başlatan emniyet müdürü olarak önemli tanık olabilecekken şüpheli haline getirildim.

Gelirleri de ortaya çıktı

Zanlılar mahkemede mesleklerini ve aylık gelirlerini şöyle açıkladı:

Adil Serdar Saçan: Avukat - Bin 500 YTL

Gürbüz Çapan: Doktor - 21 bin YTL

Tanju Güvendiren: Emekli askeri

savcı
- 40 bin YTL

Hüseyin Nazlıkul: Doktor - 18-25 bin YTL

Tuncay Özkan: Gazeteci - 4 bin YTL

Vatan

DEMOKRASİYİ SAVUNANLAR SUSTURULUYOR ELBET BİRGÜN AKPDE SUSACAK!



Gazeteci Oğuz Güven'in 78 kuşağını anlattığı "Zordur Zorda Gülmek" adlı kitabında insanın kanını donduran işkence yöntemleri anlatılıyor.

12 Eylül 1980 darbesinin öncesi ve sonrasında "78 kuşağı" diye adlandırılan gençlerin yaşadığı trajikomik gerçek öykülerin yer aldığı kitap yeni öykülerle genişliyor.

3. Baskısını yine 12 Eylül'ün yıldönümünde yapan kitapta, bu kez Diyarbakır Cezaevi'nde uygulanan işkence yöntemleri de tüm ayrıntılarıyla anlatılıyor. İşte, Diyarbakır Cezaevi Gerçeğiyle Yüzleşme Araştırma ve Adalet Komisyonu raporundan akıllara durgunluk veren işkence yöntemleri:

FALAKA: Yaygın ve sürekli uygulandı. Ayak tabanı, ellerin içi gibi vücudun kaslı bölümlerine kalas, cop, zincir, saz sapı, pik demir vb. vurularak gerçekleştirilirdi. Bu yöntem, ayak tabanlarını ve el ayalarını patlatır, kaba yerleri ezer, morartır, tırnakları sökerdi. El ayak gibi herhangi bir yeri kırar, sakat bırakırdı.


KÖPEK SALDIRTMA: Tutuklu çırılçıplak soyulur, kurt köpeği üzerine saldırtılırdı. Köpeğin ilk kaptığı yer bacak arası olurdu.


ZlNCİR: 20-25 metre uzunluğundaki zincirin uçları iki tutuklunun boynuna bağlanır, tutuklular sırt sırta verdirilerek ters yönde hızla itilir. Tutuklu tek ayağından zincire bağlanır, bu zincir yüksek bir yere asılır, tutuklu bayılıncaya kadar askıda kalırdı.


GERME: Tutuklunun bir bacağı merdiven kenarlığına bağlanır, diğer bacağı da açık bırakılan koğuşun gözetleme deliğine bağlanıp kapı kapatılır, tutuklunun bacakları koğuş kapısının eni kadar gerilir ve öyle kalırdı. Koşuşturulur,  zincir tam gerilince, her iki tutuklu da sırtüstü yere düşerdi.


AYAKTAN ASMA/TEPE: 50-60 kişi havalandırmaya alınırdı. Gardiyan "tepe ol" komutu verince tüm tutuklular üst üste bindikten sonra, bir tutuklu da üst üste yatan tutukluların üstüne çıkar, istiklal Marşı'nın on kıtası okutulurdu.


KULE: Havalandırmaya çıkan tutuklular altı kişilik daire oluştururlardı. Bunların üzerine 3-4 kat olacak biçiminde tutuklular çıkarıldıktan sonra, gardiyanın "yıkıl" komutuyla kule oluşturan tutuklular kendini yere bırakır ve böylece tutukluların değişik yerlerinde kırılma, incinme ve çıkık olurdu.


RANZA ALTI: Gardiyanlar ellerinde kalaslarla koğuşa girip, "ranza altı ol" komutunu verince, koğuşta bulunan tutukluların hepsi ranzaların altına girerdi. Herhangi bir yerlerinin açıkta kalmaması gerekiyordu. Ranzaların altına tüm tutuklular sığmadığı için kiminin eli, kiminin kolu dışarıda kaldığından, gardiyanlar ellerindeki kalaslarla tutukluların dışarıda kalan kısımlarına vurmaya başlardı.


KANTAR: Tutuklular havalandırmada çırılçıplak soyundurulup tek sıra halinde dizilirler, sıranın ön tarafında duran tutuklu sırt üstü yatırılırdı. İkinci tutuklu, yatan tutuklunun testis ve erkeklik organlarından tutarak yukarı kaldırır, tutuklunun kaç kilo geldiğini söylemesi istenirdi. Tüm tutuklular birbirini tartana kadar bu işlem devam ederdi.


KERVAN: Havalandırmada, tutuklular tek sıra dizilir,  her tutuklu önündeki tutuklunun sırtına bindirilir, bacakları, altındaki tutuklunun boynundan aşağıya sarkıtılır ve kulaklarından tutması istenirdi. Gardiyanın komutuyla tutuklular yürümeye başlar ve bu işlem tutuklular ayakta duramayacak duruma gelene kadar sürerdi.


SEHPA: Tutuklu gece koğuştan alınıp, koğuş koridorunda gardiyan ve subaylardan mizansen olarak oluşturulan bir mahkemede sorgulanırdı. Mahkeme, tutukluyu idam cezasına çarptırır, ikinci katın merdiven kenarlığına bir ip geçirilip, ipin ucuna tutuklunun boyun kemiğini kırmayacak düzeyde kalın bezden bir ilmik takılır, tutuklunun boynu bu ilmiğe geçirilir ve temsili infaz gerçekleştirilirdi. Tutuklu tam boğulacağı sırada ip açılırdı.


COP SOKMA: Gardiyanlar copu zeytinyağına batırır ve yağlı copu tutuklunun makatına zorla sokardı. Sonra bu copu kendisine ya da bir başka tutukluya yalatırlardı.


ÇEK-ÇEK: Tutuklu çırılçıplak soyundurulur ve erkeklik organına bir ip takılırdı. Gardiyan ipin diğer ucunu alıp hızla koşar, tutuklu da zorunlu olarak gardiyanın peşinden koşar.


LAĞIM SUYUNA SOKMA: Tecrit bölümünün alt katındaki bazı tuvaletlerin delikleri tıkanır. Hücrelerin pisliği ve lağım suları burada biriktirilir, diz boyu kadar oluşturulan pisliğin içine tutuklu atılır ve pislik yedirilirdi.

 

KiTAP OKUMA: Koğuşta bir tutuklunun eline kitap verilir, tutukluya avazı çıktığı kadar yüksek sesle tek tek sözcükler okutulurken, diğer tutuklular bu sözcükleri tekrarlarlardı. Sabahtan akşama kadar yapılan bu işlem sırasında, tutuklular ayakta durmak zorundaydı.


MARŞ SÖYLETME: Cezaevinde bulunan herkes elli'yi aşkın marşı ezberlemek zorundaydı. Bu marşlar tutukluların ses telleri tahriş oluncaya kadar söyletilirdi.


ÖL DEDİĞİMDE: Tutuklu havalandırmanın orta yerine çıkarılır, hazır ol durumuna geçirilirdi. Gardiyanın "öl" komutuyla tutuklu kaskatı, eklemlerini kırmadan yere düşürülürdü. Bu işlem gardiyanın keyfine göre tekrarlanırdı.


SİGARA İÇİRME: Bunun çok çeşitli yöntemleri vardı. En çok uygulananları şunlardı: Koğuşta kalan tutukluların eline beş adet sigara verilir, sigaraların tümü yakılarak devamlı ağzında tutulurdu. Gardiyanın "çek-bırak" komutuyla sigaralar bitinceye kadar içirilir, sigaralar-filtreleri dahil- tutuklulara yedirilirdi. Bu sırada koğuş pencereleri kapatılır, havasızlık ve dumanla boğulma ortamı yaratılırdı.


BANYO: Tutuklular çırılçıplak soyundurulur ve tek sıra halinde banyoya götürülürdü. Banyoda sabun kullanılmazdı. Hortumla tazyikli su tutukluların üzerine fışkırtılırdı. Daha sonra tutuklular koridora çıkarılır, "Yat-sürün" komutuyla tutuklular yerlerde süründürülerek koğuşlarına götürülürdü.


SAYIM DÜZENİ: Tutuklular günde en az beş kez sayılırdı. Her sayımdan önce, tutuklular sayım düzenine geçer, sayım talimi yaptırılır, yüksek sesle tekmil verilir, rahat-hazır ol ile, çöker kalkarlardı.


GECE NÖBETİ: Geceleri her koğuşta mevcuda göre 2-7 kişiye kadar tutukluya sırayla nöbet tutturulurdu. Nöbet sırasında devriye gezen gardiyanlar, koğuşun mazgal deliğini açar, nöbetçi tutuklunun mazgaldan dışarı elini uzatmasını ister, tutuklunun ellerine cop veya kalasla istediği kadar vururdu.


LOKOMOTİF: Tutuklular havalandırmaya çıkarılır, İki kişi çırılçıplak soyundurulur, bunlardan birisi domalıp iki eliyle diz kapaklarını tutar, diğeri de arkadan bunu kucaklardı. Gardiyanın "uygun adım marş" demesiyle her iki tutuklu havalandırmada dolaşırlar, diğer tutuklular zorunlu olarak bunları izlerdi.


PİSLİK YEDİRME: Her havalandırmanın ortasında bir lağım çukuru vardı. Lağım suları ve insan pislikleri burada toplanırdı. Tutuklulara bu çukurdan avuç avuç pislik alıp yemeleri istenirdi.


İŞEME: Havalandırmada bir tutuklunun yere yatması istenir, diğer tutuklulara, yerde yatan tutuklunun yüzüne işemesi istenirdi..


TECAVÜZ: Cezaevinde görev yapan gardiyanlar, genç tutuklulara merdiven altlarında zorla tecavüz ederlerdi. Ayrıca iki tutuklu çırılçıplak soyundurularak birbirlerine tecavüz etmeleri istenirdi.


HASTANE: Hastanede de cezaevindeki kurallar geçerliydi. Hasta, tuvalete götürülmez, yatakta da hazır ol vaziyetinde yatardı.


VEREM: Veremlilerle, sağlam tutuklular birbirinden tecrit edilmez, aynı kapta yemek zorunda bırakılırdı. Aynı battaniyenin altında yatırılırlardı. Veremlilerin balgamları tahlil yapılacak bahanesiyle toplanır, karavanadaki yemeklere karıştırılır ve bu yemekler tüm tutuklulara yedirilirdi.


AYAKTA BEKLETME: Bu yöntem cezaevinde her gün geçerliydi. Sabah saat 05'den akşam 17-19'a kadar tutukluların oturması yasaktı.


KONUŞMA YASAĞI: Koğuş içindeki iki kişinin birbiriyle konuşması, tutuklunun gülmesi ve düşünür gibi görünmesi yasaktı. Böyle bir suçu işleyen tutuklulara yukarıdaki işkence yöntemleri uygulanırdı.


GECE BASKINI: Nöbetçi subay ve gardiyanlar, gece geç saatte tutukluların koğuşuna girerek, uyku sırasında tutuklulara cop veya kalaslarla dayak atarlardı.


AVUKAT-ZİYARET DAYAĞI: Avukat görüşmesine ve diğer görüşmelere gidip gelirken tutuklulara dayak atılırdı. Görüşlerde hiçbir şey konuşulmaması tembih edilirdi. Tutuklular avukatlarıyla savunma konusunda görüş alışverişinde bulunamazlardı.

MAHKEME DAYAĞI: Tutuklular mahkemeye götürülürken cenaze arabasına bindirilirlerdi. Elleri arkadan kelepçeli olurdu. Cenaze arabasına binerken ve çıkarken gardiyanlar tarafından dövülürlerdi.

Hürriyet


Bunları Yapanlar İnsan Olamaz,Hayvanda Olamaz! Pis Yaratıklar!

12 Eylül'de Kaybettiklerimiz Solculara Selam Olsun

Alanya Belediye Meclisi turistlerin mayosunu tartıştı. DP’li üye Arıkan “Ramazan ayında vatandaşları rahatsız ediyorlar”, AKP’li Sadullahoğlu ise “Mayosu kısa olan turistten etkilendim, şehrin ortasında niye böyle dolaşıyorsun’ diye sordum” dedi

ALANYA Belediyesi Eylül ayı olağan meclis toplantısında Demokrat Partili Belediye Meclis Üyesi Hilmi Arıkan, son aylarda ilçede ahlaki bir erozyon yaşandığını, vatandaşların da bu durumdan son derece rahatsız olduğunu söyledi. Arıkan, “Turistler neredeyse vücudun tamamını açıkta bırakan kıyafetlerle cadde, sokak, ana yol, çarşı ve pazarda pervasızca dolaşmaktadır. Avrupa’nın hangi ülkesinde bu kılık kıyafetlerle şehir merkezlerinde, yollarda, alışveriş merkezlerinde dolaşılıyor? Bu tür davranışlar toplumda her zaman için huzuru kaçırma ve bozma potansiyeli olan hareketlerdir. Turistler kaldıkları otellerde bile plaj kıyafeti ile restoran ve bar gibi bölümlere girmemeleri konusunda levha ile uyarılıyorlar. Geçmiş yıllarda Alanya’da cadde ve sokaklarda bu tür uyarılar mevcuttu. Şimdi de bu yapılabilir ve turistler uyarılabilir.”

4 gün önce yaşadığı bir olayı anlatan AKP’li Belediye Meclis Üyesi Şükrü Sadullahoğlu ise “Sokak ortasında 20 santim bile gelmeyen bir mayo giyen turist gördüm. Ramazan olduğu için bu manzara beni etkiledi ve hanımefendiye böyle bir mayoyla şehrin ortasında ne yaptığını sordum. Hiçbir uyarı olmadığı için mayoyla dolaştığını ifade etti. Demek ki belediye yeterli uyarı yapsa turistler çarşı içinde ve alışveriş merkezlerinde böyle açık saçık dolaşmayacaklar” diye konuştu. Alanya Belediye Başkanı Hasan Sipahioğlu ise belediye meclis üyelerinin bu önerisi hakkında yorum yapmaktan kaçındı. Başkan Sipahioğlu, mayo giyen turistlere müdahale edip etmeyeceği yönündeki gazetecilerin sorularına da yanıt vermedi.

Vatan

Terbiyesiz! Etkilenmişmiş Bir Tarafınmı Kalktı! Uçkurunuza Sahip Çıkın! Etkilenmezsiniz Ozaman!

Bazı okulların çocuklarını kayıt ettirmek isteyen Müslüman ailelere “Laiklik sözleşmesi” imzalattığının ortaya çıkması müslümanları ayağa kaldırdı

Belçika’nın en prestijli haber dergisi Le Vif Express, bazı okulların çocuklarını kayıt ettirmek isteyen Müslüman ailelere “Laiklik sözleşmesi” imzalattığını ortaya çıkardı. Müslüman dernekleri tepkili...

Avrupa’daki okullarda yaşanan türban sorununun ardından şimdi de kayıt krizi yaşanıyor. AB’nin başkenti Belçika’da çocuklarını ilkokul ve liseye kaydetmek isteyen ailelere “Belçika’nın laik prensiplerine uyacağıma söz veririm” ifadelerini taşıyan bir sözleşme imzalatılması, aksi halde çocukların kayıtlarının yapılmayacağının belirtilmesi kriz yarattı. Olayı ortaya çıkaran Belçika’nın Fransızca yayın yapan en prestijli haftalık dergisi Le Vif Express konuyu kapağına taşıdı. Buna göre,

- Müslüman aileler kızlarını yüzme, beden eğitimi derslerine göndermiyor. Erkeklerle aynı sırada oturmalarına karşı çıkıyor.

Kantinde helâl et sorunu

- Öğrenciler okullarda ibadet etmeleri için mescit açılmasını talep ediyor.

- Biyoloji dersleri çok gergin geçiyor. Müslüman öğrenciler Darwin’in evrim teorisini öğrenmeyi reddediyor.

- Okul kantinlerinde satılan etler de sorun oluyor. Kantinler helal et satmayı reddettikleri zaman büyük kavgalar yaşanıyor.

Bu sorunları aşmak isteyen bazı okul yönetimleri özerk yönetim hakkını kullanarak okul kayıtlarına “laiklik şartı” getirdi. Velilerin şikayet hakkını baştan ellerinden almak için okula kayıt yaptırmak isteyen velilere, bu sözleşme imzalatılıyor.

4 okuldan 3’ünde türban yasağı var

Belçika’da 500 bin Müslüman yaşıyor. Okullardaki öğrencilerin yüzde 30’u Müslümanlardan oluşuyor. Avrupa’nın birçok ülkesinde kriz yaratan türban başkent Brüksel’de yasaklarla aşıldı. Okulların denetimini elinde bulunduran belediyelerin yüzde 75’inde okullarda türban yasağı bulunuyor. Üniversitelerde ise yasak yok.

Vatan

Sizlerin avrupada işi yok zaten! siz ne anlarsıınıız Modernlikten,Çağdaşlıktan!

CHP lideri Deniz Baykal, İzmir'in kurtuluşunun 86. yıldönümü nedeniyle geldiği İzmir'de önemli açıklamalarda bulundu. İşte Baykal'ın konuşmasından satırbaşları...

- İzmir'in kurtuluşu herhangi bir ilin düşman işgalinden kurtuluşundan başkadır. İzmir'in işgali de herhangi bir ilin işgalinden başkadır.  

- İzmir'in kurtuluşundan bu yana 86 yıl geçti. Ama şu anda Türkiye'nin içinde bulunduğu sorunlar aşılabilir sorunlardır.  

- Türkiye'de demokrasi anlayışının sadece iktidara geçme anlayışı olarak algılandığını söylüyoruz. Bu son derece yanlıştır.

- Demokrasi bir yaşam tarzıdır, değerler bütünüdür, zihniyettir. Kendimizi ve karşımızdaki yorumlama tarzıdır.Muhalefet olacaktır. Muhalefetsiz demokrasi olmaz.

http://dosyalar.hurriyet.com.tr/haber_resim/makarna.gif- İktidar değişecektir. Muhalefet iktidar olacaktır, iktidar muhalefet olacaktır.

- Büyük acılar çekmiş bir milletin evlatlarının şimdi para, pul peşinde koşuyor olmalarına taraf olmak gerçekten çok üzücü.

- Dini duyguların, inancın, vatanseverliğin sonunda çıkar kavgasına indirgendiğine tanık olmak gerçekten acı bir sonuç.

- Şimdi çıkar peşinde bir yaşam tarzını değiştirme, gösterişli bir yaşam içine girme kavgası içine girildiğine tanık oluyoruz.

- Türkiye'de gösterişli, lüks bir yaşam özleminin en olmadık çevrelere egemen olduğuna tanık oluyoruz. Türkiye sadeliği, dürüstlüğü gerçekten yakalamak zorundadır.

- Deniz Feneri yolsuzluğu konusunda Başbakan bugüne kadar tanık olmadığımız bir telaş içinde ortalığı birbirine kattı.Ve büyük bir mücadele açlığı izlenimi verdi. Daha yeni başladığı ve gerisini getireceği anlaşılıyor. Başbakan bunu niye açıyor? Ortada bir yolsuzluk olayı var. Bununla ilgili Başbakan'ın söylemesi gereken şeyler var. Ama Başbakan bir yayın grubu ve başkanına saldırıyor. Geride kaldığımız bir kaç günde gerçekler ortaya çıkmaya başlamıştır.

- İhtiyacı olanlara yardım edecek, bu amaçla kurulmuş ve bu amaçla para toplayan oluşturulmuş bir kuruluş var Deniz Feneri adında. Böyle bir kuruluş çıkmış, parayı toplamış. 41 milyon Euro Türkiye'ye gönderilmiş. Nasıl gönderilmiş. Şirket kurulmuş, kuryelerle gönderilmiş.

- Ne demişler 'parayı değil topladığımız malzemeleri gönderdik, yolsuzluk yapmadık' demişler. Peki nerde senin irsaliyen, nakliye belgen? Bunlar yok ne var.

DİN DEMİŞLER PARA TOPLAMIŞLAR

- Din demişler para toplamışlar, iman demişler para toplamışlar.


- Paraları Türkiye'ye göndermişler. Nereye göndermişler. Yardıma ihtiyacı olan insanlara mı? Hayır. Bu kul hakkı yemek değil mi?


- Bu olmadı, yok demek mümkün mü? Böyle bir şey var. Bu, alman makamlarının tespiti.


- Bunu yaptıkları için yargılanıyorlar. Tutuklamalar var. Bu tezgâhın içinde başroller Zekeriya Karaman (Kanal 7'nin başında) bir de Mehmet Gürhan var. Ben soruyorum Başbakan'a 'bu isimleri tanıyor musunuz?'


- Sayın Başbakan bu kişileri tanıyor mu, bunlarla bir ilişkisi var mı?


- Daha önce tanımıyorum dedi ama bugün resimleri çıktı


- Bu ne biçim bir ilişki. Bu tablo ortaya çıkınca ona buna çatılır mı?


- Sen ona buna çatacağına cevap ver. Mehmet Gürhan'ı tanıyor musun?


- Başka sanık da diyor ki 'Ben Mehmet Gürhan'a Başbakan'a vermesi için bu paraları teslim ettim' diyor


- Biraz önce öğrendim ki Mehmet Gürhan bugün çıkmış demiş ki 'Ben Başbakan'a bu parayı vermedim. Kayda tekrar geçmesini istiyorum' demiş. Bugün başka bir ifade söz konusu.


- Mehmet Gürhan'a gelen paraları verenler ortada.


- Başbakan'ın dışında bakanlarla, RTÜK Başkanıyla ilişkisi var mı yok mu?

 

YOLSUZLUK SIRADAN BİR YOLSUZLUK DEĞİL

 

- Zekeriya Karaman kimdir. Kanal 7'nin başındaki kişi.


- Şimdi anladınız mı Başbakan'ın feryadının neden kaynaklandığını.


- Yolsuzluk sıradan bir yolsuzluk değil


- Şimdi ilk kez doğrudan bir siyaseti finanse etmek için milletin yardım amacıyla verdiği paralar alınıyor


- Türkiye bu olayın üzerine gitmeyecek mi, tartışmayacak mı?


- Kimler bu işin içindedir bunu aydınlatmaya çalışmayacak mı?


- Sayın Aydın Doğan Başbakan'a rafineri kurmak için başvurduğunu söylüyor, 'Yurtdışında ortaklarım var. Sizden teşvik, kredi, vergi falan istemiyorum diyor.'Başbakan olmaz diyor. 'Biz onu Çalık Grubu'na vereceğiz. Putin var, Berlusconi var işin içinde. Sana vermeyeceğiz' diyor. Aradan bunca zaman geçti. Başbakan her konuda konuşuyor. Bununla ilgili bir şey söylemedi. Başbakan bunu dedi mi demedi mi?


- Devleti yönetenler bizim grup, bizim olmayan grup diye ayrım yapabilirler mi?


- Bu laf söylenmişse Erdoğan yolsuzluk iddiasına Putin ve Berlusconi'nin adını da sokmuştur.

 

TÜRKİYE YOLSUZLUKLARA GÖZ YUMMAYACAK

 

- Başbakan'ın damadının genel müdür olduğu bu şirket böyle bir devlet imtiyazıyla korunmuş mudur?


- Başbakan en kısa zamanda kamuoyunu aydınlatmalıdır. Böyle 'bizim grup' diye bir tercihi var mıdır? Bu grubu kayırmış mıdır?


- Daha dün Sabah-ATV'yi alan grup bu Çalık.


- Eğer varsa birileri buna karşı çıkmalı. O görev de demokrasi adına, hukuk adına bize düşüyor.


- Türkiye yolsuzluklara göz yummayacak


- AKP siyasetinin altında bu haram para vardır. Yetim hakkı vardır, kul hakkı vardır.


- Bir 9 Eylül gününde böyle bir tablo ile karşı karşıyayız

Hürriyet

Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, “8. sınıf İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük kitabında, bebek katili, terör örgütünün elebaşı Abdullah Öcalan'ın yakalanmasının anlatılmasının eğitim camiasını şoke ettiğini” bildirdi.

Koncuk, yaptığı yazılı açıklamada, “bir teröristin adının nasıl olursa olsun, ne şekilde anlatılırsa anlatılsın ders kitabında geçmesinin Türk Milleti'nin onurunu zedelediğini” ifade etti.

İsmail Koncuk, şunları kaydetti:
“İlköğretim müfredatlarının yenilenmesi projesi kapsamında değiştirilen 8. sınıf İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük kitabında bebek katili, terörist başı Öcalan'ın yakalanmasının anlatılması eğitim camiasını şoke etti.

Kitapta, terörist başının adı, '1990'lı yılların en önemli olaylarından biri de Suriye'de saklanan bölücü başının 1999 Kenya'da yakalanarak Türkiye'ye getirilmesidir' şeklinde yer almıştır. Bu ifade bile terör örgütünün propagandasının yapılmasına vesile olacaktır.

Milli Eğitim Bakanlığının böyle bir hataya nasıl düştüğünü anlayabilmek mümkün değildir. Bakanlığın ders kitabında, milletimize büyük acılar yaşatan bir teröristin yakalanışını ilköğretim çağındaki çocuklara anlatması büyük bir skandaldır.” 

Hürriyet

Ne bekliyordunuz herifi 9 senedir besliyoruz,paşalar gibi yaşıyor tabii girer ders kitaplarına!

Vaziyet

9/9/2008

Vaziyet...


Millet yoksul, aç.

Tarikatlar baş tacı.

Halkın din duygularını sömüren bezirgánlar, bir taraftan "Allah, Kitap" diyor, bir taraftan memleketi peşkeş çekiyor, bir taraftan küpünü dolduruyor. Ne liman kaldı, ne tarım arazisi... Ekonomi komple yabancının eline geçti... "Satmayın memleketi" diyen ulusalcılar, "vatan haini" ilan ediliyor. Generallere açıkça küfrediliyor; kıstırılan içeri atılıyor... Konsolosluk partilerinde fink atanlar, bizi ancak Avrupa’nın, olmadı ABD’nin kurtaracağını söylüyor. Ahaliye salak muamelesi yapılıyor, gerçekleri görmesin, duymasın, okumasın, bilmesin isteniyor. Hükümet yanlısı gazeteler, tarumar olmuş ülkeyi, güllük gülistanlık gösteriyor. İktidar yalakaları "şahane yönetiliyoruz" manşetleri atıyor.

Namuslu gazeteciler, lanetleniyor.

İftiralar atılıyor.

Özellikle Sabah Gazetesi...

Mesleğin yüz karası.

Utanç verici yayınlar yapıyor.

*

Sonra?

Sonra, 9 Eylül oldu.

*

Bugün, yukarıdaki vahim tablodan

kurtuluşumuzun 86’ncı yıldönümü...

*

Rotasını kaybedip, takip ettiği "deniz feneri"yle kayalıklara bindiren bir milletin, eninde sonunda doğru yolu bulacağının kanıtıdır, 9 Eylül...

Umudun yaş günüdür. Kutlu olsun.

Yılmaz ÖZDİL/Hürriyet